Çalışmalarımız ilerledikçe,
diğerleri de belirmeye başladı bir bir. Çevresindekilere kimsenin inanmadığı
rüyaları anlatıp duran Teb'li Yakup, ayısını satmak için İstanbul'dan
Bağdat'a giden Naima Fazlı ve daha oncası
Hepsi
birbirlerini açıkladılar bilmeden; anlattıkları birinin sakalının biçimi oldu,
diğerinin mintanının kol yeni yada belindeki sırmalı kuşak. Bu arada aklımıza
geldi, onlara Hezarfen'i de sorduk. |
Bu, gözü hep şemalarda olan adamı bilirler
mutlaka, o da onlardandır diye düşündük. Evet, arkadaşımızdı dediler.
Onları dinledik. Gözlerimiz yaşardı heyecandan, ama sonra, Hezarfen
Çelebi'nin sürgün arkadaşı olan Zanni Efendi, anlattıklarıyla bizi
epey hüzünlendirir oldu ve dahi neredeyse bu işten vazcayar oluyorduk.
O sabah güneşin parlak doğması bizi avuttu da gece anlatılanları unuttuk. |