| |
Maskara
yüzlü tulumcular…
Eski büyük eğlencelerin başlıca görevlilerinden olan tulumcular ya
da diğer adıyla sakalar, gürültülü, patırtılı, kaba ve genellikle
soytarılığa dayanan gösteriler yapan dansçılardı. Şenliklerde düzen
bu 'tulumcu' denilen kolcular tarafından sağlanırdı.
Tulumcuların "Cin Askeri" denilen yardımcıları da vardı. Tulumcular,
mesirden keçe, külah, cebe, şalvar ya da siyah kırmızı deriden donlar
giyerler, ellerinde bezir yağlı, keçi derisinden tulumlar bulunurdu.
Bu tulumlar su ya da yağla şişirilirdi. Tulumcubaşı ise beyaz ya
da sarı yaldızlı bir külah ve sarı yaldızlı bir cebe giyerdi. Elinde
beyaz yaldızlı bir asa bulunurdu. Tulumcuların hem giysileri hem
de tulumları yağa bulanmıştı. Seyirciler hem yağa bulanmış tulumu
yememek, hem de üstlerini kirletmemek için kaçışırlardı. |
 |
Tulumcular maskara yüzleri, maskeli
ya da boyalı olarak soytarılara benzerlerdi. İncelediğimiz
manzum "Sûrnâmeler"den "Åli ve Nâbî Sûrnâmeleri" tulumculardan
ve özelliklerinden bahseder. Nâbî'ye göre bunlar baştan başa
yağlı elbiseler giymişler, ellerindeki katran dolu tulumlarla
seyircilere hücum ederek asayişi sağlamışlardır:
Arşadan eylemege ref'-I
zihâm
Oldı hâzır iki üç yüz huddâm
Geyinüp buldılar özge sûret
Revgan-âlûde ser-âlûde tulum
Mecma'-I nâsa iderlerdi hücûm.
Ali
ise eserinde bunlara daha geniş yer verir. Ali'ye göre 1582 Şenliği'nde
bunlar; "...500 neferdi. Çok garip elbiseler giymişler ve ellerinde
de bezir yağlı tulumlar vardır Bunların başında eşeğe binmiş, çirkin
çehreli, ak sakallı biri bulunmaktaydı. Başlarındaki bu kişi öyle
bir kılığa girmişti ki şeytan bile istese o kılığa giremezdi. Başkanlarıyla
beraber tulumcular gösteriler yaparak ve yağlı tulumlarıyla halkın
üzerine giderek asayişi sağlamışlardı." Vafirlubbazlıklar ederlerdi… |
 |
Tulumcu ve saka, meydanın toz kalkmaması
için sulanması, süpürülüp temizlenmesi ve en önemlisi de seyircileri,
suratlarını asmadan, keyiflerini bozmadan şakalaşarak ve güldürücü
hareketler yaparak oyun yerine sokmamak ve herhangi bir kargaşalıkta
yağlı tulumlarıyla düzeni sağlamakla görevliydi.
Tulumcular,
kırk elli kişi birden meydana çıkarlar, ellerindeki
yağlı tulumlarla taşkınlık yapan, düzeni bozan ve tatsızlık
çıkaranları döver, baştan aşağı sular ya da yağa bularlar,
halkın seyirlik oyunları rahat ve iyice seyretmesini
sağlarlardı. Ancak bütün bu cezalandırmalar sirklerdeki
palyaçolarınkine benzeyen komik hareketlerle yapıldığından,
keyif kaçıracak yerde seyredenleri eğlendirirdi. Eski
bir anlatımla "vafirlubbazlıklar" yaparlardı.
Tulumcubaşı da, önde iki davul, iki zurna, iki nakkare,
beş tel, on beş genç çocuk, arkalarında yensiz yakasız
şalvar biçiminde, uçkurları boyunlarında asılı, alaca
basmadan giysilerle, çalarak oynayarak meydana gelir,
raks havasına uygun hareketlerle hoplaya zıplaya sıçrarlar,
maskaralık ederlerdi. Kimi ellerini yere vurup takla
atmaya başlar, kimisi ayakları havada olmak üzere yerde
elleriyle yürürdü.
|
|
|
| 1720 şenliğinde Mehmet Hazin bunları şöyle
anlatıyor: "Tulumcular
ta'ifesi yorulmak ve dinlenmek bilmeyup gündüz meydan-I surun
hacı babası ve otağ-I hümayunun yaraşıklı gedası ve seyirciyan-I
pir ü civanın bela ve kazası olup kimi rakkas ve kimi nağme sürüd
ekserisi payande-I cilve numud ve herhangi mülaabe mehalline
varsın birkaçı hazır ve mevcut ve ellerinde yağlı tulum öte tur
ve beri tur deyu hucumlarından geçilmez serbestiyetlerine ruhsat
çok ve bulunmadıkları mahalli hiç yok,ve vücutları penbeli kisveden
ari ve bunlar içün bir lahza aram yok,ancak her birinin püyan
olmak içün ve gılmanan -I hitanı gezdirmek bunlar içün ,sür-I
hümayuna karı pişgah-I otağı hürmayunu ve sadr-I aliyi süpürmek
bunlar müteallik bil cümle iktiza iden berrani angariyyat bunlar
içün ve huzuri hûmâyun ve asafide bir lahza lu'bede -bazan fasıla
verseler hemen bunlar meydana çıkup gâh raks." |
 |
 |
1582
Şenliği'nde de beş yüz tulumcunun başında bulunan çavuş yerini
bırakıp gösteri alanına çıkmış, başıyla, gözleriyle, elleriyle
ve bacaklarıyla garip hareketler yapmış, eteğini başının üstüne
savurmuş ve beyaz uzun donuyla kalmıştır. Sonrada atlaya sıçraya
dansetmiş ve karnını içine çekip şişirerek göbeğini oynatmaya
başlamıştır. Aynı zamanda kalçalarını arkaya atıp öne çekerek
utandırıcı hareketler yapmıştır. Bu şenlikte medrese öğrencileri
padişah önünde curcuna oynamışlardı. Bunların bir kesimi de
tulumculardı. Gelibolu'lu Ali bunları şöyle anlatmaktadır:
"Gana-I derya-yı rügan
olmuşlar
Yağ tulumları gibi dolmuşlar
Her biri bir garip kisvet ile
Mudhikane külah ü şöhmet ile
Yağlı kaftanları gubar alüd
Kirli suratları sevad kebüd
Olmuş ağa o kara yüzlülere
Ak sakallı bir özge bend çehre".
Bu
şenliği anlatan Surname-i Hümayun da tulumculardan şöyle bahseder;
"6 Haziran sabahı, meydana deri elbiseler
giymiş, yağlı tulumlar taşıyan 500 tulumcu, saka geldi. Başkanları
küçük bir eşeğe binmişti. Başka iki eşeğin üzerine de ekin sapından
örülmüş örtüler konmuştu. Bunlarında ayrı bir çalgı takımı, bayrakları
başkanlarının uşağı olan 6 oğlan çocuğu vardı. Başkan eşeğini sürerek
meydanın etrafını dolaşıyor ve hediyeler alıyordu. Sakalar zümresi
düğün süresince meydanda temizliği yapmak, düzeni ve eğlenceli havayı
sürdürmek, bu arada da yeniçerilerle birlikte asayişi korumakla görevliydiler.
Bir çok görevi birden yüklenmiş olan sakalar düğünün tükenmez neşe
kaynağıydılar. İçinde bazen su bazende yağ bulunan birer tulum taşıyorlardı.,
düzeni ve eğlenceli havayı sürdürmek, bu arada da yeniçerilerle birlikte
asayişi korumakla görevliydiler. Bir çok görevi birden yüklenmiş
olan sakalar düğünün tükenmez neşe kaynağıydılar. İçinde bazen su
bazende yağ bulunan birer tulum taşıyorlardı. Tulumlarındaki suyla,
toz kalkmaması için meydanın toprak zeminini zaman zaman veya süpürülmeden
önce suluyorlardı. Gösteriler sırasında meydanda münasebetsizlik
yapan biri olursa tulumlarıyla vuruyor ya da tulumlarını üstüne boşaltıyorlardı.
Komik giyimli sakalar, gösteri aralarında boşluk olduğunda hemen
ortaya fırlayıp, boşluğu başka bir boşluk ile dolduruyorlardı. Çoğu
zaman sazendelerin eşliğinde oynayan komik oyuncular ile sakaları
ayırdetmek mümkün olamamaktadır. Çok çeşitli, alışılmadık biçimdeki
başlıkları çoğunlukla sivridir. Oyuncu olanlarda başlıklara ziller
de takılmıştır."
Bu
surnamede birde su satan sakalardan bahsedilir; Kırbalarını taşıyan
sakalardan her biri halktan biriymiş gibi giyinmiş, kuşanmıştı. Somaki
ve mavi elbiseleri altın kemerler ve güzel renkli alemlerle süslüydü.
Hz. Hasan Hüseyin aşkına su dağıtıp para almıyorlardı. Ancak verilen
parayı da yüz kızdırıp reddetmiyorlardı. Dimetoka bardağı gibi dizilip
padişaha dua ettiler. Bu dualarını su gibi okudular. Sakalar su kabakları,
çini maşrapalar ve fincana benzer bardaklarla su dağıtmaktadırlar. Vehbi'nin
anlattığına göre lll.Ahmeti'n düzenlediği şenlikte 120 tulumcu vardı.
Bunların başları diğer şenliklerde de olduğu gibi eşeğe binerdi.
1675 Şenliği'nde hemen her alayın sonunda bunlardan biri gider, üzeri
saman veya kağıt kaplı elinde büyük boyda bir erkeklik organıyla
seyircilere selam verirdi. Kadın seyirciler güldükleri gözükmesin
diye ağızlarını tülle ve yüzlerini parmaklarını aralayarak kapatırlar,
arasından söz konusu şeye bakarlardı. Tıpkı öteki sanatçılar gibi
bunlarda şenlik öncesi sınanır provadan geçirilirlerdi. |
|
|
Nitekim
Hazin 1720 şenliği için şunları söyler:
"Ol esnade, Sûr Emini, Efendi
yanlarında mevcut olmağın kani defter ve tedarik eylediğin
tulumcuları getir görelim hünerlerinin, deyü ferman
buyurmalari ile o gün yirmi, otuz nefer tulumcu gelip
vafir masharalıklar izhar ve içlerinden bir tarrar
tulum ile güreş tutup hayli turfa hareketlerle hamle
ve hücum ve güreş tutup hayli turfa hareketlerle hamle
ve hücum ve güreş encamında mağlup tulum olmağın tab'I
asafiye hoş gelip mazhar-I ihsan oldular. Badehu yağlı
tulumlarla mevcut olan etba' üzerlerine hücumları tarafı
asafiden işaret olunmakla yirmi otuz nefer biar ve
bivekar nabekar yağlı çıplak hande reftar gafilen seyra
bakar bir alay zarif yadigarların üzerlerine yekbar
hücum eylediklerinde ökçe basıp pabuç yırtan ve ense
kakıp kavuk düşürene hadd u payan olmamakla bu, dahi
Hatırı müşiraneye bais-I neşat olmağin cümlesi mazhar-I
in'am oldular."
1675
Şenliği'nde de soytarılık yapan ve dans eden Tulumcular
vardı. Bunlar oyun alanına giren halkı türlü soytarılıklarla
geriye sürer, katırları boyayıp halkı eğlendirirdi. Yabancı
bir tanık şöyle yazar:
"(…) Halkı sürekli olarak düzenli
bir biçimde tutmak için görevlendirilmiş kişiler bulunuyordu.
Bunlara da Tulumcu deniliyordu. Çünkü ellerinde koyun derisinden
havayla şişirilmiş, üstlere yağlı ve ziftli tulumlar taşıyorlardı.
Türkler (üstlerindeki güzel giysilerinin kirlenmemesine
çok dikkat ettikleri için) bu adamlardan şeytan görmüş
gibi kaçıyorlar, çünkü zaman geldiğinde bunlar hiç çekinmeden
yağlı tulumlarıyla vurmaya başlıyorlar; kemik kırmıyor,
ama üstü başı kirletiyorlardı. Tulumcuların külahlarının
kenarlarında çıngırakları vardı. Bu şenlikte soytarılardan
da iki yüz kadar vardı. Bir de at üstünde iki çavuşları
bulunuyordu. Bunlar "ruaan-I zevdle alüde olmuş tulumlar" ile
düzeni sağlamalarının yanısıra, çeşitli soytarılıklar yapıyorlar
ve oyun çıkarıyorlardı. Bunlar "dahi alay gösterüb Tulumcubaşı
at üzere hasırdan çultar şeker külahından miğfer örünüb
birkaç Tulumcular piyade ipten rikabına yapışup etraflarında
olan seyircileri selamlayarak ve onlarla şakalar yaparak
geçiyorlardı." |
 |
Tulumcuların
yabancı konuklara birşey demediklerini, konuk oldukları için
onlara hoş görüyle davrandıklarını da anlarız: Covel, "onların
Türklere geçirmedikleri yerlerden biz yabancılar rahatlıkla
geçiyorduk. Bize birşey söylemiyorlardı." der. XV. yy.
Yazmasında da ll. Beyazıt dönemindeki Tulumcularla ilgili olarak
örnek verilir. |
Padişah
ll.Beyazıt döneminin ünlü soytarılarından Aseli adındaki bineva
merkebe binmiş, başka bineva'lar da ellerinde tulumlar, yüzleri
maskeli ya da bavalı olarak geçmişlerdir; merkebe binmiş olan
Aseli'nin bir dergiden zart denilen nükteleri okuduğunu ve
binevaların karşılıklı söyleşmeye geçtiklerini öğreniriz. Türk
şenliklerini seyreden yabancılar da bunları "grotesk görünüşlü
Tulumcular maskaralık yaptı", "düzeni sağlayan soytarılar", "şaklabanlık
yapan ve skeçler oynayan" kişiler olarak anlatırlar. Zamanları,
yerleri…1720 Şenliği'nde, ll.Beyazıt Dönemi'nde, 1582 Şenliği'nde
bulunmuşlardır. At meydanı'nda Edirne ve İstanbul'da dansetmişlerdir. |
|