| |
 |
Tef
çalıp, hoplatıp zıplatırlardı...
Türk şenliklerinde hayvanlarla yapılan gösteriler dörde ayrılırdı;
Gözbağcıların kullandıkları hayvanlar (bu özellikle yılandı), hayvan
eğiticilerinin oynattıkları eğitilmiş hayvanlar, donanma şenliklerinde
üzerlerine fişek bağlanan hayvanlar ve dördüncüsü de insanlarla güreşen
hayvanlardı.
İstanbul'da
bu hayvan eğiticilerinin yeri Bayezıt Camisi'nin yanındaki sokaktaydı;
burada keçi, köpek, maymun, papağan gibi kuşlar eğitilir, sokaklarda
gösteriler yapılırdı. Hayvan eğiticilerinin bir merkezi de Kahire'ydi. Eski
Türklerde hayvanlara karşı acıma ve sevecenlik duyguları pek derindi.
Hemen her evde evcil hayvan bulundurulur, beslenir, bakılır, yetiştirilirdi.
Hayvanların soylarını düzeltmek ve iyi cins hayvan yetiştirmek için
zaman ve emek harcayanlar çoktu. Ulaşım işlerinde kullanılan hayvanlara
herhangi bir kimsenin eziyet ettiğini görenler son derece sinirlenir
ve öfkeye kapılırlardı. Eski Türklerin hayvanlara karşı duydukları
acıma duygusunun derecesini göstermek için bu sorunun zaman zaman
saraya kadar |
 |
 |
yansıdığını, devletin önemli işleri
arasında padişahların bu konuda buyruklar çıkardıklarını söylemek
yeter. Hayvanlara karşı gösterilen ilgiden yararlanmak isteyen
bazı kişiler de hayvan oynatmayı özel bir uğraş haline koymuşlardı.
Çoğunluğunu Kıptiler'in oluşturduğu bu uğraş sahipleri de aynen
şişe ve kadeh oynatanlar gibi şu'bedebâz kollarına katılmışlar,
yıllarca bu işten para kazanmışlardı. Bunlar ellerine aldıkları
hayvanları uzun süre dayakla korkutup tef sesine alıştırırlar,
onlara belirli alışkanlıklar verirlerdi. Daha sonra şehrin
değişik yörelerinde tef çalar, değnek gösterir, zincirlerini
çekip bırakarak hayvanları hoplatıp zıplaır, sözdet oynatırlardı.
Bununla birlikte içlerinde hayvanlara, insanların bazı gülünç
durum ve davranışlarını yansıtanlar, bu işte epey başarı gösterenler
de görülürdü.
Ayı
ve maymun oynatanlar son zamanlara kadar vardı. Türkiye'de
az rastlanan hayvanlar kendi doğal davranışlarıyla
sergilenir ya da özel olarak eğitilmiş hayvanlarla
gösteri yapılırdı. 1530 Şenliği'nde filler, erkek ve
dişi aslanlar ve kaplanlar sergilenmişti. Gene bu şenlikte
maymun, eşek, aslan, ayı, kaplan, pars ve daha başka
hayvanlar da hem sergilendi hem de onlarla çeşitli
numaralar gösterildi. Eski şenliklerde hayvanlarla
yapılan sirk gösterileri de geniş ve önemli bir yer
tutuyordu. |
İstanbul'da,
on beşinci yüzyılda ve daha sonraları Tahtakale Meydanı sirk
gösterilerinin merkeziydi. Burada hokkabaz, canbaz, güreşçi,
taklacılardan başka eğitim görmüş atlar, eşekler, köpekler,
kediler, geyikler, aslanlar, ayılar, leoparlar, tilkiler ve
benzeri hayvanlar hünerler gösterirlerdi. Eski hayvan eğiticileri
yalnız ayı ve maymunlarla uğraşmazlar, çalışma alanlarını öbür
bazı hayvanlara da uzatırlardı. Bu cümleden alarak eşekle köpekleri
belirtmek gerekir. Bu gün bizim için belirsiz olan ve ancak
Avrupa'dan gelen canbaz topluluklarında görülen özel surette
yetiştirilmiş köpek ve eşeklerin oyunlarına benzer oyunlar,
eskiden bizim şu'bedebazların da gösterdikleri beceriler arsındaydı
ve genel eğlencelerin başlıca numaralarından birini oluştururdu.
Atlayıp sıçrıyor, dans ediyorlardı... Uzun
bir süre Kahire'de kalmış olan bir yabancı bu hayvanların çeşitli
numaralar yaptıklarını belirtir: "(…) Bir eşeğin gözlerini
bağladılar ve üç kez döndürdüler. Sonra biri parmağındaki yüzüğü
çıkardı ve uzakta bir evin saçağı altında duran bir seyircinin
göğsüne soktu, Sonra eşeğin yanına gidip yüksek sesle yüzüğün
saçağın altında duran adamda olduğunu, onu alıp getirmesini
söyledi. Eşek sanki anlamış gibi, gitti adamın önünde durdu
ve beklemeye başladı. Adam bu kez de eşeğe yüzüğü adamdan almasını
söyledi. |
| Bunun
üzerine eşek yüzüğü almak için kocaman dişlerini adamın
göğsüne soktu ve bir boğuşmadır başladı." Yabancı
tanık, bu hayvan eğiticilerin aynı zamanda maymunlarla,
ayılarla da gösteriler yaptıklarını söyler. "Bunlar
da atlayıp sıçrıyor ve dansediyordu; hatta bunların içinde
sokak kadınlarını taklit edenler de vardı. Bu hayvan eğiticileri
aynı zamanda hikâyeler anlatıyor bazen de çalgı çalıyorlardı." |
1720
Şenliği'nde, yine maymun, ayı gibi hayvanların çeşitli numaralar
gösterdiği anlaşılır. Bu şenlikte ayılar insanlarla güreşmiş,
maymunlar takla atıp elleri üzerinde yürümüşler, keçiler ise
zor numaralar yapmışlardır. 16. y.y.'dan bir Alman görgü tanığı
Tahtakale Meydanı'nda hokkabazlar, canbazlar, güreşçi ve taklacılardan
başka eğitimli atların, eşeklerin, köpeklerin, kedilerin, geyiklerin, |
|
|
| aslanların, ayıların, leoparların, tilkilerin
ve benzeri hayvanların hünerlerini sergilediklerini belirtir.
16.y.y.'dan bir başka Alman tanık da Tahtakale'yi şöyle anlatmaktadır: "Beyazıt
Camii yakınlarındaki yerde hokkabazlar, canbazlar, eğitilmiş
atlar, keçiler, köpekler, maymunlarla para karşılığı gösteriler
düzenlenmekteydi. Bunların içinde çeşitli ülkelerin giysileri
içinde tuhaf güldürmeceler oynamakta, hünerler göstermekteydiler.
Ellerinde çifter tahta çubuk ya da kemikle tartım tutarak oynayan
erkek ve kadın dansçılar, şarkıcılar, canbazlar, güreşçiler
de bulunmaktaydı." 1582 şenliğinde başka hayvanlar
da vardı. Önce dört tane eğitim görmüş aslan bulunuyordu. |
 |
 |
| Bir
zürafa ve biri küçük öteki büyük iki fil ve daha başka hayvanlar
oyunlar gösteriyorlardı. Fillerin biri dansediyor, bir ayağını
indirip, ötekini kaldırıyordu. Sonra eğilip halka selam veriyordu.
Hortumunu bir su kabına sokup kendisini suluyordu. Gene büyük
fil sırtında bir köşk taşıyordu. Padişahın penceresinin önüne
götürülüyor, başını kaldırıp Padişaha baktıktan sonra başını
eğerek onu selamlıyor, yere bir avuç gümüş para atılıyor…
fil bunları ağır hortumuyla ancak bir insan elinin gösterebileceği
düzenli bir biçimde yerden kaldırıyor: sekiz güçlü kuvvetli
Türk ince uzun bir sırığı file uzatıyorlar, fil hortumuyla
yakalar yakalamaz onları bir tüy gibi kolaylıkla döndürüyor,
hızla çeviriyor, yukarıya kaldırıyor ve yere çarpıyordu;
bunun üzerine adamlar bu işten vazgeçtiler. Fil bunu sanki
iki eliyle kılıç kullanıyormuşçasına büyük bir ustalıkla
yapıyordu. Meydanda zürafa da gezdiriliyor, şehir yollarında
yürütülüyor, zürafa başını evlerin pencerelerinden içeri
sokuyordu. Eşeklerle de hünerler gösteriliyordu. Bunlara 'hımarbaz' deniliyordu.
Birisi eşekle güreşiyordu. |
 |
| aslanların, ayıların, leoparların, tilkilerin
ve benzeri hayvanların hünerlerini sergilediklerini belirtir.
16.y.y.'dan bir başka Alman tanık da Tahtakale'yi şöyle anlatmaktadır: "Beyazıt
Camii yakınlarındaki yerde hokkabazlar, canbazlar, eğitilmiş
atlar, keçiler, köpekler, maymunlarla para karşılığı gösteriler
düzenlenmekteydi. Bunların içinde çeşitli ülkelerin giysileri
içinde tuhaf güldürmeceler oynamakta, hünerler göstermekteydiler.
Ellerinde çifter tahta çubuk ya da kemikle tartım tutarak oynayan
erkek ve kadın dansçılar, şarkıcılar, canbazlar, güreşçiler
de bulunmaktaydı." 1582 şenliğinde başka hayvanlar
da vardı. Önce dört tane eğitim görmüş aslan bulunuyordu. |
| Bir
yaşlı Türk ufak bir eşekle alana çıkıyor; bir köpek kadar
alışık bir eşek. Adam bir yere kaçsa, eşek arkasından koşuyor,
üzerine sıçrıyor, güreşediyor, daha başka oyunlar gösteriyordu.
Tahtadan merdivenleri boyalı, sütunlu bir araba çeken bir
küçük köşk üzerinde bir kedi geziniyor, inip çıkıyor, bir
Türk elinde bir beyaz değnekle ve sözle onu yönetiyordu.
Bir oğlan samanla dolu küçük bir araba çeken bir küçük
köpeği gösteriyordu. |
|
|
| Renkli
bir koyun tahtadan bir fıskiyeli bir kafes içinde, semiz boynuzları
yaldızlı bir koyunla gösteri yapıyordu. Çingeneler küçük ayılar
gösteriyor, bunlar hem kendi aralarında hem insanlarla güreş
ediyorlar, dansediyorlardı. Kırmızı sırmalı deriden bir giysi
içinde bir çocuk ayı derisine bürünmüş bir adam gezdiriyor.
Bir adam bir küçük keçiyi omuzları üzerinde dokunmadan dansettirdi,
kendisi kımıldamadan bir omzundan ötekine geçirtti. Bir çok
hayvanlara da hüner öğretilmişti. Küçük kuşlar uzatılıp kendilerine
gösterilen bir parayı alıp sahiplerine getirip geri veriyordu. |
 |
Hayvanların
hünerleri yalnız 1582 şenliğine vergi değildi. Kanuni
Süleyman'ın gene At Meydanı'nda 1539'da çocukları için
düzenlediği şenlikte aslanlar, kaplanlar, leoparlar,
panterler, vaşaklar, kurtlar, zürafalar türlü hünerler
göstermişlerdi. Bu şenliklerde ayılar en geniş yeri tutuyordu.
1675 şenliğinde yetiştirilmiş ayılar hünerler gösteriyorlardı.
Bir kez de çıplak bir çocuk bunlardan özel bir biçimde
yetiştirilmiş olanıyla güreş ediyor, çok hoşa gidiyor.
III.
Ahmet Şenliği'nde de ayıların gösterilerini buluyoruz.
Aynı şenlikte güzel bir gösteri de maymunlarla
keçilerin gösterisiydi, maymunlar keçilerin üzerine
biniyorlar, keçileri halka maskara ediyorlardı.
Bunlar başlı başına bir takım meydana getiriyorlardı. "Cemaat-i
Maymunciyan". Bu arada yılan göstericilerini
de unutmamak gerekir. |
 |
1582
şenliğinde bir çıplak oğlan çocuğunu aralarında çok zehirli
olanları da bulunan yirmi beş , otuz kadar yılanlı bir şarap
fıçısı içine sokuyorlar da çocuğa bir şey olmuyor. Aynı yılanlar
yanlarına yaklaşan başkalarını sokuyor ve ısırıyordu. Surname-I
Hümayun "Ameden-Mâr-bazan" başlığı altında bunları
şöyle anlatıyor: "Andan sonra yılancılar
doğrusu maharetlerinde temam mertebe yalancılar herbirisi semtlerince
def'I tatlu dil ile yılanı iniden çıkarmağa malik ve zehr ü
tiryak ile mülemma olup bu san'atde yalan sığmaz bu yılan ayağıdur
değme kimsenin kârı değildür diyu bu itikade salik tiryak,i
muhammedîdür seferde ve hazerde yanında bulunması sünnet |
 |
 |
| ve
hokka ile yanında her gâh eksük olmaması devlet, yetmiş
iki dürlü derde deva ve muhtel ül-mizac ve nadir ül'ilaca
şifadır diyu kutusun kapar gâhi açar ve temam-I hazakatin
çarsu-yi encümende herbiri satar aralarında bir üstad
ve bu mahuf san'atde hazaket-mu'tad deste deste kol kalınlığı
ikişer zira'siyeh fam zehr-aşam ejder-kâm mehib-endam
ifritleri kucak kucak aya ele getürüp seyir mahalline
götürdü." |
|