40
Hokkabaz
SKYLIFE Aralık
2000
Akgün
AKOVA
Kendimi ne zaman Osmanlı Dönemi'nden kalma bir yapının
içinde bulsam aklıma padişahlar,sadrazamlar, yeniçeriler,sultanlar,
halayıklar, doğancılar, tulumbacılar, cariyeler, müneccimler
ve onlara yakın sayısız insan silueti doluşur. Tarihin
örtüp gizlediği zamanların gölgesinden sıyrılırlar
ve bir anda odalarda, bahçelerde,ve meydanlardaki yerlerini
alırlar Bazen kımıldarlar da... Bir ok bir kaleye doğru
uçar; bir ferman açılır, bir şehzade koşarak merdivenleri
çıkar. Bu yüzden Top kapı Sarayı'nın bahçesini gezerken,isterim
ki orada vezirleriyle konuşan padişahların insan boyunda
heykelleri olsun.Bir köşede yola çıkmak için sabırsızlanan
bir at heykeli bulunsun. Başka bir köşede bir şahinci,
kuşunu salmaya hazırlansın. Oyun oynayan şehzadelerin heykelleri
bahçeyi şenlendirsin.Ya da Bursa'da, Koza Han'ın avlusunda
ipek ve baharat taşıyan develerle, kervancıların heykelleri
bizi karşılasın. Bu yüzden Şekip Davaz'ın düş gücü, bilgi
ve emeğin mükemmel bileşimiyle yarattığı kırk hokkabaz
heykelini gördüğüm zaman büyük bir heyecana kapıldım ve
At Meydanı'nda ilerleyen bir şenlik alayının içinde buldum
kendimi! Padişah,İbrahim Paşa Sarayı'nda hazırlanan bir
loca da oturmuş,geçidi izliyordu.Belli ki, bir şehzadenin
sünneti ya da doğumu kutlanıyordu.Çevremde davulcular ve
zurnacılar dört dönmekte; hokkabazlar, Perende bazlar,
cambazlar hünerlerini göstermekteydiler Karagöz'le Hacivat'ı
hemen tanıdım. Güreşçilerin yanından geçtikten sonra,kılıcı
bedenlerine sokup çıkaran delilerden ürktüm.Köçekleri,kasebazları
seyrettim soytarılara güldüm Kuşbaz cücenin elinde tuttuğu
kuşla gösterdiği marifetlere şaştım kaldım.Bir elinde ki
yumurtayı öbür elindeki küçük örtüyle kaybeden göz bağcıya
ise akıl sır erdiremedim.Onların arsındayken belleğimi
bugüne çevirmem kolay olmadı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde
yapılan şenlikler,bizlere dönemin sivil yaşamı konusunda
önemli ipuçları veriyor. Müzikle birleştirilen bu coşku,
havai fişekler ziyafetler ve gösterilerle zenginleştirilmişti.
Bir anlamda, bugünün "halkla ilişkiler çalışmaları"na karşılık
geliyorlardı.Süslü kalabalık ve görkemli şenlik alaylarının
içinde nalbantlardan sandalcılara kadar esnaf da boy gösteriyordu.Kılıçlarla
kalkanlarla,oklarla yazılan tarihin tersine,barış ve neşe
dolu olaylarla bezeli şenliklerin merkezinde, halkı gülmekten
yere yatıran hokkabaz takıma ve onları tamamlayan eğlence
insanları yer alıyordu.
 |
|
 |
Onların tarihin kapanan yitip gitmelerine gönlü
razı olmayan Davaz, İnsan boyunda ki heykellerini yaparak onları
geçmişten çıkararak bugüne taşımaya karar verdi.Döneme ve şenliklere
ait kitaptan okudu minyatürler gördü,düşler kurdu.Topkapı Sarayı
müzesinde bulunan ve padişah III.Murad'ın oğlu ııı.Mehmed için
verdiği sünnet şenliğini anlatan,minyatürlerini Nakkaş Osman'ın
yaptığı sürname'yi neredeyse ezberledi.Giysileri,kumaşları inceledi,hokkabazların
işlerini yaparken almış oldukları duruşları tasarımladı.Metal ve
demir borulardan iskeletler kurdu.Bunları kaynakla birleştirip,iskeleti
yaprak yaprak sünger plakalara kapladı ve her bir hokkabazın ayrı
ayrı anatomik beden yapısına ulaştı.İnce detaylar için sünger,
keçe ve ahşap parçalar kullandı.Sonra heykelleri tülbent türü renkli
kumaşlarla sarıp polyester ve cam elyafı ile kapladı.Ardından el,kulak,burun,gibi
detayları işledi,Gerçek kumaşlar kullanarak artık iyice canlanmaya
başlayan heykelleri o zamanın giysileriyle giydirdi. Makyajlarını,
renk rötuşlarını yapıp yeniden polyesterledi ve bugüne saldı.Hepsinin
yüzün dışında,derin bir hüzün yada acı taşıyan anlamlarla donattı.Böylece
yaşadıkları çok öte bir zamanında yeniden canlandırdığı bu güldürü
ustalarına k endi kişisel sanat yorumunu da kattı. Heykellerine
Bağdatlı Raşit,Üsküdarlı Dilaver,Tavşan Osman,gibi adlar koydu,
hayatlar biçti.Bunlardan birinde, Cambaz Vehbinin şenlik
 |
alayına
katılış öyküsünü şöyle anlattı:"Bir yaz akşamı gökyüzüne yükselen
ateşten fıskiyeler, ışıklı şekiller gördü ve bakakaldı.İstanbulun
dar sokaklarında onları kaybetmemeye çalışarak, kah koşarak
kah yürüyerek gece boyunca hiç arkasına bakmadan Aynalıkavak'a
geldi.Hayatının şimdiye kadar boşa geçtiğini anladı ve havai
fişekçilere katıldı.Ne iş gerekse yaptı fişek sardı,güherçile
eledi,barut doldurdu,yemek yaptı bulaşık yıkadı.Arkadaşlarını
eğlendirdi.Herkesin sevdiği güldüğü bir adam oldu.Çevik bedeni
akrobat başının da dikkatini çekti. Kimi zaman akrobatlarla
gösterilere çıktı,komik meşrebi ile bu kolun her zaman aranan
bir neferi oldu. Şekip Davaz, tarihin sivil kahramanlarına
cebinden çıkardığı bir aynayı tutarken, bir ütopyayı da da
yüreğinde taşıyor:İstanbulda kurulacak bir Şenlik Müzesi.Aynalarla
çevrili,seslerle, efektlerle renklendirilmiş ve hokkabazlarının
tümünü bir arada sergileyebileceği bir müze. Londra'daki Mademe
Tusaud ya da Paris'teki Grevin müzelerinin bizim geçmişimizle
yüklü, çağdaş biçimde tasarımlanmış farklı bir araya gelmeyi
bekliyor.
|